Mavi Vatan'ın Rengi Kan Kırmızı: Denizciler Ölüyor
Küresel ticaretin çarkları dönerken en ağır maliyet, hiçbir tazminatın geri getiremeyeceği denizcilerin hayatıdır. Sigorta sistemleri, gemi ve yük gibi maddi varlıkların zararını tanzim ederek ticaretin devamlılığını sağlasa da kaybedilen bir canı geri getirecek hiçbir poliçe bulunmaz.

Rusya-Ukrayna savaşı sadece karada değil, dünya ticaretinin denizlerde de işçileri katletmeyi sürdürüyor. Bugüne kadar 48 sivil geminin saldırıya uğraması ve 10 gemiye el konulması, durumun sistematik bir saldırı haline geldiğini açıkça gösteriyor.
En az 8 denizcinin hayatını kaybetmesi ve çok sayıda kişinin yaralanması, rakamlardan ibaret bir istatistik değildir. Bu insanlar, yoksulluktan kurtulma için ailelerinden uzakta, en zor şartlarda çalışırken hedef alınıyorlar.
Armatör gemisini, yük sahibi malını yerine koyar, Peki, denizci hayatını geri getirebilir mi?
Bazı şirketlerin savaş riski olan bölgelere gemi göndermeye devam etmesi ve hatta savaş primi dahi ödememesi, insan hayatının kâr marjlarının gerisinde kaldığının acı bir kanıtıdır.
Savaş bölgelerine yapılan taşımalarda navlun fiyatları standart piyasanın kat kat üzerindedir. Armatörler, normal bir seferde kazanacakları kârı, riskli bir bölgeye giderek tek bir seferde elde ediyorlar.
Armatörler bu kararı verirken genellikle geminin yaşını da hesaba katarlar; ekonomik ömrünün sonuna gelmiş eski gemiler, yüksek riskli bölgelere gönderilmeye daha müsaittir. Çünkü bu gemiler eğer vurulursa armatörün kaybedeceği bir şey yoktur. Fakat biz denizcilerin kaybedecek canı var.

Eğer gemi bir füze, mayın veya saldırı sonucu batarsa, "War Risk Hull & Machinery" poliçesi devreye girer. Sigorta şirketi, geminin poliçede belirlenen güncel piyasa değerini veya üzerinde anlaşılan bedeli armatöre öder.
Gemideki yükün batması veya hasar görmesi genellikle armatörün değil, yük sahibinin yaptırdığı nakliyat sigortası (Cargo Insurance) kapsamındadır. Savaş bölgelerinde yük sahipleri de "Savaş Teminatı" ekleterek olası bir gemi batması sonucu yük kaybında zararını karşılayabilir.
Denizcilik sektörünün en acımasız gerçeği de budur. Armatör gemisini, tüccar malını yerine koyabilir; ancak denizci ve ailesi için bu riskin telafisi yoktur.
Armatör-devlet düzeni sessizliğini koruyor
Devletlerin ve uluslararası denizcilik örgütlerinin bu saldırılar karşısında sessiz kalması, saldırgan taraflara bir tür "cezasızlık" alanı tanımaktadır.
Pek çok gemi kendi ülkesinin bayrağını taşımaz. Örneğin bir Türk armatörün gemisi Panama veya Liberya bayrağı taşıyabilir.

Bu durumda denizci bir saldırıda öldüğünde, geminin kayıtlı olduğu "bayrak devleti" (Panama gibi) genellikle bu riski umursamaz.
Denizcinin kendi devleti ise gemi kendi bayrağını taşımadığı için doğrudan müdahale etmekte hukukun arkasına saklanır. Devletler sırf kendi ekonomilerini sürdürmek için denizcilerin canını harcanabilir görür.
Savaşın lojistiği, matematiğin en soğuk haliyle işler. Armatör riskine 'kâr', devletler stratejik geçişe 'ulusal çıkar', sigortacılar ise ölüme 'tazminat kalemi' der.
Peki, milliyetçi hamaset ile "Mavi Vatan" vurgusunu yapanlar, o sularda ölen denizcileri neden görmezden geliyor?

Tepkiniz nedir?















