Bir Deniz İşçisinin Sesinden: Denizciliğin Görünmeyen Tehlikeleri ve İhmaller

Mert Ovalı May 12, 2024

Bir deniz işçisi, gemici olarak, bu yıl gündeme gelen akıl almaz ihmallerin bizim için sıradan olduğunu söyleyerek başlayabilirim. İnsan her şeye tahmin edilenden kolay alışır. Biz de alıştık. Ancak tehlikeyi kanıksamadan alıştık... Madencinin yeraltına inmesine şaşırılmaz, askerin ölümü göze almasına da. Böyle düşünerek alıştık.

 

SORUNLAR BİZİM İÇİN NEREDE BAŞLIYOR?

Tayfalık bu mesleğin el, ayak yükünü çekmek anlamına gelir. Köprüüstü idarecidir, gemici ve yağcılar uygulayıcı ve tamamlayıcı. Zor koşullarda tek başlılık esas olduğundan ticari denizcilik de ilhamını askeriyeden alır. Dolayısıyla ast-üst ilişkileri düzenlidir, sorumluluk dağılımı ve ilişkileri de buna göre belirlenmiştir. Bir balıkçı teknesinde bile kaptanın sözünün üstüne söz söylenmez. Hayatta kalmayı kolaylaştıran bir yaşam biçimidir.

Ta ki:

Fakültelerin içeriği mesleğin güncelliğinden kopartılana kadar. Az maaş ödemek için gemici-yağcı yerine stajyer çalıştırana kadar. Yine daha az maaşa zabit istihdam etmek için, fakülteyle hiçbir bağı olmamış kişileri yabancı ehliyet 'satın alarak' bir gemiye kaptanlık yapması için işe alana kadar...

Mesleğin güncel pratiğinden kopuk bir eğitimle mezun olmuş zabitlerle manevra yapmak da, bir güverte reisini emniyet kemeri olmadan kreynin tepesine tırmandıran süvariye itiraz edememek de, tüm bu riskleri almak zorunda olduğu için ölüm ve yaralanmayla yüzleşen tayfaların 'kendi hatasıydı' diye suçlanması da, son derece sıradan şeyler oldu epeydir. Ülkedeki çalışma kültürüne sinen mobbing ve psikolojik baskı öylesine tekdüze ve yoğun ki denizdeki gündelik hayatımızda, bir 'davranış' olarak hepimize yerleşmiş vaziyette ne yazık ki. Bir gemici, kendini güvende hissetmese dahi asla üstlerine itiraz etmek istemez, çünkü çalışmaya ihtiyacı vardır.

 

NE İLE NASIL MÜCADELE EDİYORUZ?

Akdeniz ve Karadeniz ülkelerine çalışan gemilerdeki yaşam koşulları, bu çevredeki ülkelerin ekonomik rekabet standardına uyum sağladığı için oldukça kötüdür. Düşük ücretler, kötü yemekler ve yetersiz beslenme, temizlik malzemelerinde her şeyin en ucuzuna kaçıldığı için türeyen bazı hastalıklar, işçiler arasındaki rekabetin sertliği ve daha fazlası.

Küçük tonajlı gemilerde tayfaların ortak banyo ve tuvaletlerinin ne denli temizlenebildiği (ağır bedensel iş yükünü de düşünerek) hesaba katıldığında, insanlık dışı koşullarda istihdam edildiğimizi anlatmaya yeter. Sosyal haklarından, sağlık sigortasından yoksun olarak çalışan denizcilerin, sağlıklarını koruması bile başlı başına bir yük olmuş durumda.

Bunlarla beraber, bizim gibi az gelişmiş ülkelerde yaygın olan psikolojik baskı ve mobbingin, denizcilikte diplomalı olandan diplomasız olana yönelik uygulanmasındaki kolaylık, stres yükünü artırarak doğru, güvenli çalışma azmini tüketen, karar verme becerisini zayıflatan en önemli etkenlerden biri. Halata kol bacak kaptırmamak, ambara düşmemek veya kapakların vs. arasında sıkışmamak için sürekli yüzde yüze yakın konsantrasyonla çalışmak zorundayızdır. Dikkatimizi başkalarının inisiyatifiyle yüksek tutmak, yani, sadece baskı ve tahakküm kurabilmek için 'şirket'ini korumak adına tayfayı sindirmeyi seçen kaptan ve zabitlerin inisiyatifi altında yüksek tutmak, bizim için kazanması belki de en zor beceridir.

Değersiz hissettirmek için bilgiyi ve yapılacak işi saklama, karşı gelemeyeceğini düşündüğü için keyfi azarlama ve angarya işlerde yorarak yıldırma, limana ait işlerin gemi tarafından para karşılığı üstlenmesinden sonra kaptanlar tarafından tayfaya ödeme yapılmaması, kasıtlı olarak tayfayı tehlikeli duruma sokacak iş talimatlarının verilmesi türünden haksızlıklar ve fırsatçılıklar, neredeyse tüm tayfaların reaksiyon gösterdiği, bazen sonuç alıp bazen alamadığı baskı yöntemi örneklerinden birkaçı.

Bu kadar stresli ve can güvenliğinden yoksun kaldığımız bir ortamda, bırakın mesleğin kendisinden kaynaklanan yıpratıcılığını, gemilerin yönetimindeki bu sistematik çarpıklığın yıpratıcılığı bile birçok meslekte olduğundan çok daha şiddetli.

Denizlerde denetimsizliğin zayıf veya göstermelik olmasıyla yerleşmiş bu 'orman kanunları' kültüründe kaptanından gemicisine, mühendisinden yağcısına kadar herkesin vereceği ilk tepki, anlık düşünülen tepkidir. O an, herkes hemen bundan sıyrılmaya çalışmak ister. Çünkü yanınızdaki de bu rekabetin içinde kanlı canlı bir insandır ve beyni tıpkı sizinki gibi çalışacaktır. Güvenemezsiniz. Ölümlü ihmallerde bile, çoğu tayfa hazmedemeyerek de olsa şirketlere ve kaptanlara karşı susmak zorundadır. Kendi görüşlerini belirtmez. Yerleşik bir alışkanlık olmuştur bu artık. Başka türlüsü gelmez elinden. Hatta, zamanla kendi bile inanır tayfanın gerçekten hatalı olduğuna. Çünkü karşı gelmemiştir. Sadece kamaralara çekilince esas fikirlerin kırıntıları görünür olur kendi aralarında. O da yine içlerindeki rekabet düzeyine bağlı olarak.

 

KADER Mİ, SEÇİM Mİ? 

İnsanlar çeşitli sebeplerden denizde çalışmaya başlamış olabiliyorlar. Karada asgari ücretle geçinemeyeceğini düşündüğü için de, mezun olduğu bölümde iş bulamayıp belini doğrultana kadar çalışıp bırakmayı düşünen de, az çok elinde para kalırsa küçük de olsa kendi işine başlama umudunu besleyen de, denize çıkmayı seçebiliyor.

Bu düşünceler dışarıdan bakanları yanıltabilir. Tayfaların iyi düzeyde kazandığı yanılgısını besleyebilir. Ancak yakın sefer yapan gemilerde 28-30 bin liraya çalıştırılan gemiciler var. Ya ilk tecrübesi olduğundan ya da yaşı ileri olduğundan veya başka buna benzer sebeplerden, yukarıda bahsettiğim yaşam ve çalışma koşulları altında bu kadar az paralara güvencesiz çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyor insanlar.

Türkiye'de armatörlerin örgütlü olduğunu biliyoruz. Armatörlerin örgütü, işçiler için değil armatörler içindir. Armatör ve şirketlerden medet ummayı bırakıp, bizi bizden başka kimsenin düşünmeyeceğini kabul etmemiz gerekir. Yaşanan ölümlü-ölümsüz her kazada 'personel hatası' açıklamalarına inanmak zorunda olmadığımız gibi, düpedüz yalan olduğunu hepimiz içten içe zaten biliyoruz. Bildiğimizi itiraf etmeli, gücümüzün yeteceğinin farkına varmalıyız.

Bir şeylerin düzelmesini istiyorsak, başkalarına değil, gemiyi yüzdürenler olarak kendimize güvenmeliyiz. Armatörler örgütlenmişse, bizim de örgütlü olmamız gerekir.

1006 Görüntülenme

Share This